Kısmet Büfesinden Dolaşarak

Tarih26 Eylül 2025 – 31 Aralık 2025
KüratörNergis Abıyeva
Sanatçı(lar)Çınar Eslek, Şafak Şule Kemancı, Kerem Giriş, Yekateryna Grygorenko, Seda Oturmak, Cansu Sönmez
Afiş TasarımıSuat Gürsözlü

Bilge Karasu'nun yazınından yola çıkan "Kısmet Büfesinden Dolaşarak", altı sanatçının üretim sürecindeki bilinçli tercih ile tesadüf arasındaki gerilimi ele alıyor. Sergi, malzemeyle kurulan ilişkiden sezgisel kararlara uzanan bir yaratım rotası öneriyor.

“Okuyoruz çünkü kitaplar bize eşsiz bir keyif veriyor; filmlerin, televizyonun vb. veremediği bir keyif. Kitaplar bize belli özgürlükler sunuyor: Okurken zihinsel olarak aktif olmakta özgürüz; bir anlatının yaratımına (hayal edilmesine) bütün yönleriyle katılıyoruz.”1

Türkçe edebiyatın bitimsiz bir kaynağı olarak gördüğüm Bilge Karasu’nun yazını, Quick Art Space’in ilk grup sergisi olan “Yapıntı Doğa”nın da uğrak noktalarındandı. Yola çıkış noktası Karasu’nun sözleriyle “gerçek ya da kurmaca resimler” olanKısmet Büfesikitabı, yazarın görsel niteliğe yaslanan metinlerini bir araya getirirken, görsel olanla düşünsel olan arasında gidip gelen bir kurgu önerir. Bu sergiyle Karasu’nun metinlerindeki dolambaçlı güzergâhları hatırlatır biçimde bir sergi kurgulamak istedik.

Sanatçılar üretim sürecinde kontrolü ne kadar ellerinde tutar? Nerede işi belirsizliğe, tesadüfe ya da “kısmet”e bırakırlar? “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi, malzemeyle ilişki kurma biçimlerinden, düşünsel yönlendirmelere ve sezgisel kararlara kadar üretim sürecinin çeşitli anlarına, eserin nihai formunu belirleyen dinamiklere odaklanıyor. Bilinçli tercih ile beklenmedik olan arasındaki sınırda gezinen bir yaratım sürecine dikkat çekmek istiyor. Sergide yer alan işler, doğrudan anlatılmayanın, görselle dile gelenin, çağrışım gücüyle genişleyen anlamların peşine düşüyor. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak”, birbirinden farklı duraklara sahip bir rota öneriyor: Zamanla, mekânla, hafızayla, kimlikle ve bakışla ilişkilenmenin çoğul biçimlerini arayan bir rota.

Çınar Eslek, “Mahşere Yanıt” adlı tek parça işinde sokaktan bulduğu kumaşın belleğini dönüştürerek ona bir tür “beden” atfeder; çalışmaya eşlik eden şiir ise bu bedene işlenen ruh, hafıza ya da iç ses niteliğindedir. “Yedi bacak” norm dışı varoluşları; “vulva” hem başlangıcı hem de yarayı, hem de kıyametle yeniden doğuş arasındaki o eşikte bekleyen döngüyü akla getirir. Dikişler sadece kumaşı değil, anlatıyı ve bedeni de bir arada tutar. Böylece izleyici hem bir bedene ve bedenin hikâyesine, hem de bir metne ve yüzeye tanıklık eder.

Seda Oturmak, “Ödül” resminde toplumsal cinsiyet ayrımlarının erkek egemen dünya için kullanışlı bir fikir olduğundan yola çıkar. Sünnet düğünlerinden sonra erkek çocuklarının ödüllendirilmesini hicveder. Resimlerinde belli bir nostaljik mizanseni kullanan Oturmak, orta alt sosyoekonomik sınıfa özgü detayları özellikle tercih eder. Süslü sünnet odasında erkek çocuklarını kendilerine hediye edilen maceracı, rekabetçi, korkusuz, atılgan ve eğlence odaklı oyuncaklar ve yetişkin erkekle birlikte resmeder. Resimdeki adamın çocuklardan birini kucağında tutuyor olması, oyuncakların çocuklar üzerinde bir suistimal aracına dönüşebilmesine göndermedir.

Kerem Giriş, “Köpek Yalasa Doyar” adlı çalışmasında oyunun çocuklukta özgürce bir kirlenme alanı olmasını görselleştirir. Komşuluk–sosyalleşme belirtisi ve gündelik yaşama dair bir dayanışma unsuru olarak sepet, zamanla yerini kuryelere, kapalı sitelere, steril alanlara bırakmıştır. Ayna ve “köpek yalasa doyar” yazısıyla izleyici sınıfsal sorgulamaya davet edilir. Galeri alanında asılı olan sepet, mahallenin tozunu ve gürültüsünü içeri çağırır. Böylece nostaljiye kapılmadan, geçmiş ve bugün, temiz ve kirli, oyun ve disiplin, gürültü ve sessizlik arasında salınır.

Giriş’in “Laleli Belkıs İçeriye Gir Kız” adlı kinetik yerleştirmesi, çocukluğun neşeli ip atlama oyununu insansız, mekanik bir düzeneğe dönüştürerek zamanla kaybolan oyun kültürüne ve belleğe gönderme yapar. Bir motor aracılığıyla yorulmadan, durmaksızın dönen ip artık oyunu değil, oyunun yokluğunu temsil eder. Gerçek oyunda sırayla içeri girmeyi bekleyen çocukların yerini ısrarlı bir tekrar döngüsü kaplamıştır. Hareket devam ettikçe mekâna yayılan şey artık oyun değil, oyunsuzluğun bıraktığı izdir.

Yekaterina Grygorenko’nun “Zamansız Dünya Kalıntıları” projesinin ilk ayağı olan “Kehribar Güneşi”, rüyalardan, kolektif bilinçdışından ve “insan sonrası” (post-human) düşünceden beslenir. Donna Haraway’in spekülatif masallaştırma yaklaşımını temel alarak, geçmişin, geleceğin ve hiç yaşanmamış ihtimallerin birbirine karıştığı bir hayal gücü alanı açar. Güneş kehribarı, var olmamış bir tarihin fosil kalıntısıdır; zamanı sabitlemektense onu parçalara ayırarak belleği gün yüzüne çıkarır. Hibrit bedenin gövdesindeki devinim, biyolojik canlılığa indirgenmiş bir yaşam tanımını sorgularken, varoluşun asıl kaynağının hatırlama, iz bırakma ve bellekte yoğunlaşma olduğunu ima eder. Organik ile teknolojik, canlı ile cansız, insan ile insan dışı arasındaki sınırlar geçirgenleşir ve iç içe geçer.

Şafak Şule Kemancı’nın Quick Art Space’in mekânına özgü olarak ürettiği yerleştirmesinde hem malzemeyle kurduğu kişisel ilişkiyi hem de malzemelerin birbiriyle olan etkileşimini görünür kılar. Quick Tower’a ilk ziyaretinde mekânın büyük cam cephelerinden etkilenen Kemancı, iç ve dış mekân arasında geçirgen bir algı yaratan tülümsü bir kumaşla çalışır. Bu kumaş üzerinde ilk bakışta bir orkideyi andıran, organik bir form oluşturur. Sanatçının imzası hâline gelen bitkisel formlar, bu işte de hem tanıdık hem de sürprizlere açık bir şekilde karşımıza çıkar; doğayı andıran ama tam olarak tanımlanamayan yapısıyla izleyiciyi formun sınırlarını yeniden düşünmeye davet eder.

Cansu Sönmez, “Cynara” adlı yerleştirmesinde çocukluk ve ergenlik yıllarını geçirdiği Bayrampaşa’nın çok katmanlı tarihini enginar bitkisi ekseninde ele alır. Çalışma; saha araştırmaları, tarihsel belge taramaları, gastronomi ve mitoloji incelemeleriyle yapay zekâ üretimlerini kapsayan çok katmanlı bir “performatif araştırma” metodolojisine dayanır. Bronz, polyester, seramik, 3B baskı ve ileri dönüşüm malzemelerinden üretilmiş hibrit formlar; organik, mimari ve siborg estetikler arasında konumlanarak ütopya ile distopya arasındaki geçirgenliği görünür kılmaktadır. “Cynara”, geçmişten fütüristik bir “yeşil ada”ya uzanan spekülatif kurgusu aracılığıyla, mekân algısını şekillendiren sosyopolitik süreçleri görünür kılar. Bu kurgu, aynı zamanda ekosistemlerin olası geleceklerini birlikte düşünmeye davet eden bir yerleştirme niteliği taşımaktadır.

Nergis Abıyeva, Erenköy, 2025.

1Peter Mendelsund,Okurken Ne Görürüz?, 2016, Metis Yayınları, s. 210.