ARKHE: Karanlık

Yaklaşık on beş yıldır sürdürdüğü mağara araştırmalarından yola çıkan Özge Kahraman, "ARKHE: Karanlık" sergisinde karanlığı yokluk değil, henüz biçim kazanmamışın potansiyeli olarak ele alıyor. Noktalama tekniğiyle oluşturduğu yüzeylerde mineral dokuları ve zamanın tortulaşmasını çağrıştıran sanatçı, izleyiciyi varlığın kökenine, mağaranın derinliğinde saklı başlangıca davet ediyor.

Deftere Düşen Sabah Işığı

Merve Dündar'ın kelimelerden malzemenin fiziksel varlığına uzanan pratiğini konu alan "Deftere Düşen Sabah Işığı", sanatçının son solo sergisinden bu yana geçirdiği dönüşümü izliyor. Kullanılmış kâğıt, ağaç kabuğu, deniz kabuğu ve mantar gibi kırılgan doğal malzemelerle atölyesinde kurduğu bir tür laboratuvar ortamını izleyiciyle paylaşan sergi, sanatçının gençlik yıllarından kalma defterlerine de yer veriyor — çizgi ve kelimenin aynı yüzeyde dolaştığı bu sayfalar, tamamlanmış işlerin gerisinde kalan düşünme sürecini görünür kılıyor.

Yaşarken Açılan Kapı

Gonca Sezer'in kırk yıla yaklaşan pratiği, Türkiye ve ABD'de aldığı resim eğitiminden bugüne, buluntu nesne ve fotoğrafla zenginleşerek gelişti. "Yaşarken Açılan Kapı", sanatçının Şişli-Kurtuluş'a taşınmasıyla birlikte İstanbul'un kapılarındaki bitkisel motiflere, aile mirası dantellere ve suluboya resimlere uzanan son dönem üretimini bir araya getiriyor — nostaljiden çok, ince şeylere durup bakmayı önceleyen bir bakışla.

Toz, Yıldızları Gölgede Bıraktığında

Müze Gazhane'nin 19. yüzyıldaki aydınlatma tarihinden yola çıkan "Toz, Yıldızları Gölgede Bıraktığında", ışık ve karanlık ekseninde çalışan 11 sanatçıyı bir araya getiriyor. Toz ile yıldız metaforları üzerinden kurulan sergi, karanlığı ışığın karşıtı değil; düşünmenin, görmenin ve hayal etmenin de mümkün olduğu bir alan olarak ele alıyor.

Teorem

Çağdaş fotoğrafçılığın en özgün ve provokatif isimlerinden, Magnum Photos sanatçısı Antoine d'Agata, "Teorem" başlıklı sergisiyle İstanbul’a geliyor. Sanatçının küresel şiddet, emperyalizm ve insanlık hallerini ele alan çarpıcı çalışmalarından oluşan sergi, yeni sanat merkezi Fotoğraf Fabrikası’nın açılış etkinliği olarak 3 Ekim – 29 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlenecek. Birçok farklı çatışma coğrafyasında üretilen ve belgesel dili şiirsellikle harmanlayan video ile fotoğraf çalışmaları, şiddetin bireyler ve toplumlar üzerindeki travmatik etkilerini sorguluyor. Dünya çapında büyük yankı uyandıran d'Agata’nın bu en kapsamlı ve politik eseri, insanlık durumuna dair güçlü bir felsefi bildiri niteliği taşıyor. Sergi küratörü Attila Durak, fotoğrafı dünyayı anlamak ve dönüştürmek için bir araç olarak konumlandıran bu proje aracılığıyla İstanbul’u uluslararası sanat diyaloğunun önemli bir parçası haline getirmeyi hedefliyor.

Kısmet Büfesinden Dolaşarak

Bilge Karasu'nun yazınından yola çıkan "Kısmet Büfesinden Dolaşarak", altı sanatçının üretim sürecindeki bilinçli tercih ile tesadüf arasındaki gerilimi ele alıyor. Sergi, malzemeyle kurulan ilişkiden sezgisel kararlara uzanan bir yaratım rotası öneriyor.

Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut

Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu, House of Taswir küratörlüğünde, Gazze ve Filistin başta olmak üzere farklı coğrafyalardan 50'den fazla sanatçının eserlerini Depo'da bir araya getiriyor. 2024'te kuşatma altındaki bir kumsaldan başlatılan bienalin İstanbul ayağı, seyahat edemeyen Gazzeli sanatçılarla ortak üretim, tele-söyleşi ve işbirlikçi enstalasyonlar üzerinden sergileme pratiğini yeniden düşünüyor.

Benzer Bir İpe Düğümlü Olmak

Özgürlük kavramını merkeze alan "Benzer Bir İpe Düğümlü Olmak", toplumsal cinsiyet kalıplarının ve gündelik sıkışmışlığın izini süren beş sanatçıyı bir araya getiriyor. Sergi, mücadelenin henüz bitmediğine işaret ederek nefes alınabilecek alanlar yaratmakla ilgileniyor.

Palaspandıras

Desen Halıçınarlı'nın son on yılına odaklanan "Palaspandıras", İstanbul'un durmadan değişen kent dokusunu resim ve gravürler üzerinden izliyor. Sergi, sanatçının kaybolan mahallelere ve unutulan mimariye dair belleğini bir araya getiriyor.

Gökyüzünün Karnından

Kaan Kemal Öner'in yedi yıllık üretiminden bir seçki sunan "Gökyüzünün Karnında(n)", 19. yüzyıldan kalma baskı tekniklerini kullanarak fotoğrafın temsil dışı bir bakışla yeniden ele alınmasını araştırıyor. Sergi, insan-olmayan doğa unsurlarını merkeze alan manzara imgeleriyle ilerliyor.